Bir zamanlar bize yapamazsınız dediler.
Uçak yapamazsınız.
Motor yapamazsınız.
Füze yapamazsınız.
İHA yapamazsınız.
SİHA yapamazsınız.
Yaptık.
Üstelik sadece yaptık değil...
Dünyanın konuştuğu ürünler haline getirdik.
Bugün Türk savunma sanayii artık bir hayalin değil, gerçeğin adı.
Ama asıl soru şimdi başlıyor.
Yapmak mı zor?
Yoksa yaşatmak mı?
Tarih bunun cevabını çoktan verdi.
Nuri Demirağ'ın fabrikaları vardı.
Vecihi Hürkuş'un hayalleri vardı.
Bu ülkenin gökyüzüne bakıp "Ben de yaparım" diyen evlatları vardı.
Sonra ne oldu?
Projeler durdu.
Fabrikalar sustu.
Hayaller rafa kaldırıldı.
Yıllar kaybedildi.
Bugün aynı hataları yapma lüksümüz yok.
Çünkü savunma sanayii artık birkaç fabrikanın, birkaç mühendisin işi değil.
Bir ekosistem meselesi.
Bir millet meselesi.
Bir gelecek meselesi.
Sadece mühendis yetiştirerek olmaz.
Teknisyen yetiştireceksin.
Yazılımcı yetiştireceksin.
Siber güvenlik uzmanı yetiştireceksin.
Yapay zekâ uzmanı yetiştireceksin.
Torna tezgâhının başındaki ustayı da yetiştireceksin.
Çünkü yüksek teknoloji sadece laboratuvarda doğmaz.
Atölyede büyür.
Üretim bandında olgunlaşır.
İnsanla gelişir.
Bugün savunma sanayiinin en stratejik ürünü belki de insan kaynağıdır.
Bir diğer mesele...
Sahiplenme meselesi.
Bir ülkenin millî başarısı, o ülkenin tamamının başarısıdır.
Siyasetin değil.
Partilerin değil.
Kişilerin değil.
86 milyonun başarısıdır.
Tankın üzerinde parti amblemi yoktur.
Geminin bordasında seçim sloganı yazmaz.
Füzenin hedef bilgisayarında ideolojik görüş sorulmaz.
Millî güvenlik, günlük siyasi tartışmaların üstündedir.
Öyle olmak zorundadır.
İktidarlar gelir.
İktidarlar gider.
Muhalefet değişir.
Liderler değişir.
Ama devlet kalır.
Millî çıkar kalır.
Stratejik hedefler kalır.
Savunma sanayii de işte bu yüzden günlük siyasetin değil, ulusal mutabakatın konusu olmalıdır.
Bir başka tehlike daha var.
Eskiden beyin göçü konuşulurdu.
Şimdi teknoloji göçü konuşuluyor.
Dünyada şirketler yatırımın önünü açan ülkelere gidiyor.
Nitelikli insanlar fırsatın olduğu yerlere gidiyor.
Bürokrasi arttığında...
Karar süreçleri yavaşladığında...
Yenilikçi girişimler destek bulamadığında...
Sadece insanlar değil, fikirler de göç ediyor.
Sadece mühendisler değil, yatırımlar da gidiyor.
Bu nedenle başarı sarhoşluğuna kapılmak en büyük hata olur.
Çünkü savunma sanayiinde zirveye çıkmak zordur.
Ama zirvede kalmak daha zordur.
Bugün ihtiyacımız olan şey yeni başarı hikâyeleri kadar, o başarıları koruyacak akıldır.
Yeni projeler kadar, yeni nesilleri yetiştirecek sistemdir.
Yeni yatırımlar kadar, ortak bir millî bilinçtir.
Özetle...
Türkiye savunma sanayiinde önemli bir eşiği geçti.
Artık mesele üretmekten çok sürdürebilmek.
Mesele yapmak değil...
Yaşatmak.
Çünkü tarih gösterdi.
Kaybedilen teknoloji geri kazanılır.
Kaybedilen para yeniden bulunur.
Ama kaybedilen zaman...
Bir daha geri gelmez.